Son Mektup: Merhaba

Çorak topraklar üzerine kurulmuş birkaç evden birinden yaşıyordu Mavi. Solmuş kırmızı rengi, dökülen çatısı, tüten bacası ve zili asla çalmayan evinde kimsesizliğin içinde kimse olarak vücut bulmuştu. Her gün eskimiş kahverengi çerçeveli penceresinin önüne geçiyor, çaresizce uzun patikayı gözlüyor, mavi üniformalı adamın ufukta belirmesiyle kendini pencerenin dışındaki ıssız dünyaya atıp koşmak için can atıyordu. Beklediği gün sayısı gittikçe artıyordu. Ümitsizce postacının yolunu gözleyen Mavi, bütün sabrıyla pencerenin önünden ayrılmıyordu. Oysa beklediği mektupta iki satıra bile razıydı. Beklediği onca zamana karşı tek bir mektup ve içinde tek bir cümle. Bu Mavi’yi mutlu yeterdi. En azından göğsünün üzerindeki inanç yükü kalkar, rahat bir nefes alırdı sürgün edildiği sessizliğin isli havasında. Tek bir cümleyle varlığına dair duyduğu şüpheler yok olur, bu küçük kasabanın içindeki ‘hiç’ olmaktan kurtulurdu. Yastığına akıttığı yaşların gidecek bir yeri olurdu kendisinin aksi...